@KuraniZeka
Bülend Sungur

MÜFESSİR Cirmi Kadar Yer Yakar (!)

---------------------------------------
Sn. Sinan Canan'ın şu suali çok önemli!! "...yıllar sonra seleksiyon dışında bir faili esas olarak görürsek ne olacak?" Bu suali ihmal ederek geçemeyiz. Ancak, bu defa Sinan Hocamıza direkt olarak yazmak istemiyorum. Çünkü, onun gündeminde bu konu ve bu yönde bir yazışma için öncelik ve yeterli zaman bulunmayabilir. Bendeniz içinse bu mevzu önceliklidir ve ne yapıp edip zaman ayırmak zorundayım.

Bizi uzun zamandır ve düzenli takip edenlerin bildiği bir şey vardır. Dışarıdan bakıldığında, akademik anlamda TEFSİR gibi görünse de, aslında araştırmalarımız yeni bir kategorinin/metodolojinin/perspektifin inşası yönündedir: TE'VÎL!!

Neden Kurân'ın TE'VÎL'ine mecburuz?! Çünkü, Sultanımız Rasulullah'ın çağdaşı değiliz; geçen 1400 senede biriktirdiğimiz soruları ve ihtilafları kendisine arz edemiyoruz. Eğer edebilseydik; suallerimizin NET/KESİN cevaplarını alacaktık ve bu cevaplar bizi TASTAMAM bağlayacaktı. Şu halde, biriktirdiğimiz suallerimiz ve ihtilaflarımız hususunda SONUÇ ALICI ve BAĞLAYICI hiçbir kaynağa ya da merciye sahip değil miyiz?! Yeni bir nebi/rasul gönderilmeyeceğine göre?! Bu açmazın cevabı, yani sonuç alıcı ve bağlayıcı mahiyette suallerimizi/ihtilaflarımızı bitirecek kaynak/merci Kurân'a göre yine Kurân'dır!! Yani, Rasulullah'ın çağdaşı olsaydık -ama 1400 sene öncesinde ama 21. asırda- EFENDİMİZ Kurân'ı bize TE'VÎL ediyor olacaktı. Biz de rahat edecektik. Ancak, böyle bir lükse sahip olmadığımız için şu zamana kadar Kurân'ı TE'VÎL edemeden TEFSİR ile yetindik. Daha fazlası gelmedi elimizden ya da tembellik ettik?!

Ancak, TEFSİR ile yetinmek bize tarih boyunca şöyle bir konfor (?!) kazandırdı. TEFSİR siz bağlanmak istemezseniz sizi bağlamaya muktedir değildir. Müfessir A'nın şöyle dediğine, Müfessir B böyle der. Her ikisinin de kendilerince delilleri vardır. Bu, bazı zamanlar taban tabana zıt sonuçlar veren marazi bir görüntüye dönüşür. Kolayını bulmuş ve bu nevi ihtilafları RAHMET diye aklamışızdır. Aslında, bu çaresizliktir. Peki, Kurân orada dururken ÇARESİZLİK mümkün müdür?! İmanımız ne söyler?! Gönlümüzden ne geçer?! Bu konuda bize istikamet verecek sağduyumuz ne der?? Yeni bir nebi/rasul ile ilahi mesaj takviye edilmeyecekse; Kurân suallerimize cevap, ihtilaflara nihayet verecek bir kapasiteye/tasarıma sahip kılınmış olmalı değil midir?! Yani, Kurân ÖZELLİKLE buna göre/bunun için dizayn edilmiş olmalı değil midir?! Eğer değilse (!) 10 Emir ve ÂMENTÜ'nün esasları neyimize yetmez?!

Geçen 1400 seneye rağmen TEFSİR'den TE'VÎL'e bir türlü terfi edemediğimiz için şunu söylediğim çok olmuştur: "Lütfen, artık kimse Kurân'ı baştan sona tefsir etmesin. Konulu/lokal tefsir çalışmaları daha faydalı olur." Bu münasebetle, yeni dönem Kurân tefsirlerinin akademik bir değeri olsa da, birikmiş sorunlarımızın ezici baskısı karşısında/üzerinde hükmü yoktur. Maalesef!

BİLİMSEL TEFSİR çalışmaları da, bu konulu/lokal araştırmalardandır. Adı üzerinde, TEFSİR'dir. Dayandığı deliller itibariyle kazara (!) TE'VÎL'e dönüşmediyse; zâten SON SÖZ değildir. Kurân'dan daha fazla istifade etmeye yönelik ilmî ve beşeri bir etkinliktir. Özellikle, fen ve tabiat bilimlerindeki gelişmelerle Kurân arasındaki mutabakatı inceleyen ve tespit ettikleri mutabakat ile Kurân'ın MUCİZE oluş sırrına işaret etmeye çalışan türde bir tefsirdir. TEFSİR olduğu için bilimsel gelişmeleri arkadan takip eder.

[Bu münasebetle, müfessir ancak cirmi kadar yer yakar. Müfessir kendisini ve TEFSİR de bağlanmak isteyenleri bağlar. Kurân müfessiri bağlar; ama müfessir Kurân'ı bağlayamaz. Hata, tefsirin ve müfessirin hatasıdır; Kurân'ın değildir.]

Oysa, TE'VİL'de arkadan gelip (1400 sene) öne geçmek/önden gitmek vardır. Te'vile muktedir zihin sahadan aldığı veriyi Kurân'a arz eder. Onu Kurân ile analiz eder. Kurân, bu saha bilgisini ya onaylar ya da reddeder. Her iki halde de, bu seviyede gerçekleşen bir te'vilde, Kurân sahaya yön verecek BİLİNMEZLERİ sonradan yanlışlanamayacak bir kesinlikle açığa çıkarmaya başlar. Özetle, sırlarını açmaya başlar. Bu münasebetle, bendeniz kendi tecrübe/araştırma/te'vil alanımda KALEM için çok farklı şeyleri, çok İDDİALI biçimde söyleyebiliyorum. Keza, semavata, arza, dağlara sunulan EMANET için de böyle; v.d... Tamamlanmış TE'VİL dosyalarımda, ulaştığım/ulaştırıldığım MUCİZE sonuçlar için; o sonuçları sağlayan delillere güvenerek; "bundan sonra, bunların AKSİ iddia edilebilir ancak ispat edilemez" kesinliğinde konuşabiliyorum. Zâten, Efendimizin çağdaşı olsaydık ve Kurân'a dair suallerimizi kendisine arz etseydik; bize verilecek ve bizi bağlayacak ve de ihtilafa geçit vermeyecek cevaplar Kurân'ın te'vîli olarak verilecekti; akademik anlamda tefsiri olarak değil! Bu durumda bile te'vile muktedir zihin, nebiler gibi kaynağı ilahi olan bir kimlik/kartvizit sahibi olmadığı için YANILABİLİR; yanıldığı düşünülebilir. Dolayısıyla, delil-ispat şartları ne kadar yerine getirilmiş olsa bile KURÂN'ı BAĞLAMA diye bir şey yoktur. Tefsir de te'vil de KURÂN İLE BAĞLANMA teşebbüsleridir. METİN/KONTEKST/KODEKS esastır. Eğer, te'vilde sonradan bir yanlış/yanılgı sübut ederse; bunun anlamı şudur: O te'vil zannedilen aslında bir tefsirdi! Çünkü, Kurân'ın i'câzına dayanan TE'VİL tamam olunca/olursa/olabilirse; YANILGI hayal olur!

Sayın Canan'ın sözün başındaki sualinin esası olan Âli Imran:33'deki http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=3&ayet=33 ISTIFA'nın SELEKSİYON olabileceği yönündeki görüşe/ihtimale dönecek olursak. Bu haliyle, zaten bu sadece bir tesfirdir. Bahsettiğimiz BİLİMSEL tefsir kategorisindedir. Akademik anlamda tefsiri aşarak te'vile giden yolda bu âyet ve terim özelinde bizi nelerin beklediğini 30 Ocak'ta kaleme almıştım: https://twishort.com/QVQjc ... Şu halde, Âli Imran: 33'deki ISTIFA' için biz SELEKSİYON ihtimalini sorgulamaya başladığımızda aslında pek fazla bir şey söylemiş olmuyoruz. Yani, bu şudur >> https://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fal_se%C3%A7ilim demiş olmuyoruz. Sadece, bilimin sunduğu SELEKSİYON teriminin dilbilim açısından Kurân ile örtüştüğünü ve buradan belki de bir ipucu yakalamış olarak Kurân'ın bize YARATILIŞ içinde EVRİM'e dair yeni şeyler söylüyor olabileceğini sorgulamış oluyoruz. Mesela, bendenize göre Kurân'ın bazı âyetleri (mahfuz) NET OLARAK Evrim'den bahsediyor... Ancak, bu te'vil dosyası henüz açık olduğu/tamamlanmadığı için Kurân'da gördüğüm/bulduğum Evrim'in, bilim dünyasının konuştuğu, teorisini oluşturduğu evrim olup olmadığı, benzeşen ve ayrışan yönlerinin ne olduğu ve ne kadar olduğu bugün için meçhul. Dolayısıyla, baştan itibaren söylediklerimiz bağlamında, bendeniz Kurân'ın şu âyeti NET OLARAK evrimden bahsediyor dediğimde; Kurân'daki evrimden bahsetmiş oluyorum; Darwin'in evriminden bahsetmiş olmuyorum. Bu ikisi arasında benzerlik, ayrışmalar, aykırılıklar var ise bunu zaman gösterecektir. Orada biyoloji kendi üstüne düşeni, kendi felsefesi ve metodolojisi içinde yerine getiriyorsa; ben de biz de burada Kurân'ın sonsuz kulvarında (i'caz) üstümüze düşeni yapmaya mecbur değil miyiz?! Mecbur isek bunun iki yolu var; ya TEFSİR (akademik anlamda) ya TE'VÎL... Son söz olarak; Kurân'a göre TE'VİL "ibarelerin, sözcüklerin, sembollerin" Allah ındindeki/ledünnündeki HAK anlamlarına ulaşmaktır. Yani, ilahi semantiğe ulaşmaktır. Bu "anlamı dondurmak" değildir; anlamı bulmaktır. ALLAH, sözündeki muradını/maksadını GELECEKTE te'vil edilerek açılmak üzere GEÇMİŞTE (Nüzul dönemi) kodlamıştır; şifrelemiştir; "zip"lemiştir. Kilit varsa; anahtar da vardır. Rabb'ul Âlemîyn anahtarı olmayan bir kilit üretmemiştir. Kurân kilitlerinin anahtarları yine Kurân'dadır. Bizzat tecrübe ettiğim için biliyorum. Sözlerim, düşüncelerim bir ezberin tekrarı değildir. Zannî değildir. Güncel tabirle deneyseldir. :)

Selam ve Saygılarla,

Bülend Sungur
29 Mart 2016
www.kuranizeka.com

Ref: https://twishort.com/zpnkc


via Twishort Web App

Retweet Reply
Made by @trknov