@KuraniZeka
Bülend Sungur

Kurân Mübîndir; Apaçık Değildir - 2

Sn. @Bilimsever_ Tanışmamız ve ilk tivitler biraz gerginlik getirdi. Umarım, bu uzun cevabımdan sonra eğer yazışmaya devam edersek, irtibatın sıhhati için itidali gözetiriz… Evet; size uzun cevap yazacağım. Bunun sebebinin herkes tarafından iyi bilinmesini isterim. Öncelikle, sorularınızı cevaplarken sizden bir ümidim yok… Yani, sizin hidayetinizi beklemiyorum. Bu alandaki en üst düzey malumat size verildikten sonra Kelime-i Şehadet getireceğinizi hiç zannetmiyorum. Benim, bu nevi cevaplardan ve yazışmalardan maksadım, (1) militan ateizmin İslam eleştirilerinin çoğunlukla yetersiz ve tutarsız olduğunu tespit etmek , (2) uzmanlığı olmayan müminlere bunların cevapsız olmadığını göstermek ve (3) uzman ve uzman olmayan müminlere bu nevi eleştiriler ve hatta saldırılar karşısında cevap verme disiplin ve usulünü örneklemektir.

Bunun dışında, maalesef –siz öyle misiniz bilmiyorum- militan ateistlerle yaptığım sayısız yazışmada ciddi bir altyapı ve tartışma adabı göremediğimi üzülerek eklemek isterim. Eminim; benim dînimin militanları da bu yönlerden hep sınıfta kalıyorlardır. Bu münasebetle, bir ateiste katlanabilirim ama kendi dinimden de olsa bir militana katlanamam… Şu halde, intisabımız neye-nereye olursa olsun; şu militanlıktan tiksinmek herkese farz…?! Ben, IŞİD ve benzerlerinden ne kadar tiksiniyorsam; aklı başında ateistler de MİLİTAN ateistlerden öyle tiksinmeli…

Öncelikle, bana bir militan ateist olan AKLIN GÖZÜ rumuzlu kepaze hesabın bir tivitine yaptığım yorum üzerinden itiraz ettiniz. O tiviti buraya alıntılamayacağım. Çünkü, mukaddesatıma hakaret içeriyor. Siz o rezil tivite istinaden şöyle dediniz: “Bunun neresinde yanlislik var ki kuranda gecmiyor mu bu konular yani?”

Yanlışlık, tahkir ve tezyif içeren o NEFRET dilinde… Gelelim “bu konular”a… Evet; Kurân’da Peygamberimin öz amcası Ebu Leheb’i lanetleyen bir MESED Sûresi vardır… Evet; Kurân nazil olduğu dönemle etkileşim içindedir ve o gün ortaya çıkan sorunlara ve ihtiyaçlara cevap veren bir tarihsellik de taşır. Dolayısıyla, ZEYD-ZEYNEP boşanması; müminlerin annesi statüsü verilmiş Peygamberimin hanımlarına ilişkin muhtelif hususlara da temas etmiştir Kurân… Ama hiçbiri o kepaze ve kahpe ateistin kullandığı NEFRET dilinin tanımlayacağı türden şeyler değildir… “Kepaze ve kahpe” derken ben de nefret dili kullanmış olmuyor muyum?! Hayır; çünkü onun mukaddesatına (!) sövmüyorum! Mukaddesatıma sövmesine bağlı olarak ortaya dökülen çirkef sıfatlarını vurguluyorum. Kullandığı aşağılama dili, kepazelik ve kahpelikten başka bir şey değildir.

Şöyle devam ediyorsunuz: “kutsal kitap dedigin pürüzsüz olur böyle sacma sapan konular barindirmamali degil mi?” Bu sualiniz şunu sormayı gerekli kılar: Ateist iseniz sizin kutsalı ve ondan hareketle kutsal kitapları tanımlamanız ve hele ki “pürüzsüz olmak” gibi bir BEKLENTİ ortaya koymanız neye dayanır?! Siz, ateistsiniz! Sizin böyle bir argüman ortaya koymak lüksünüz bulunmuyor. Mesela, bu sualime AKLA DAYANIR diyerek cevap veremezsiniz. Böyle bir cevap verirseniz; kendinizi inkar etmiş olursunuz. Çünkü, siz akla dayandığınızı (!) iddia ederek yaratıcıya/yaratılışa kapıları kapattınız. Aynı akla dayanarak KUTSAL KİTAP ŞÖYLE OLMALIDIR diye nasıl format belirlersiniz?! Bu ancak biz müminlerin yapabileceği bir şeydir… Yani, biz mesela Kurân’ı esas ve merkez alarak Tevrat ve İncil için bu yönde bir eleştiri getirebiliriz. Sizin elinizde esas ve merkez alabileceğiniz ve kabul ettiğiniz bir model kutsal kitap yok ki, ona dayanarak başka ilahi kitapları değerlendirmeniz mümkün olsun?! Nitekim, geçen yazışmada bunu siz de kabul ettiniz; farkında mısınız: “YOK cünkü kutsal denen kitaplarinin hepsi insan sözü,hepsi insanlarin uydurmasi oldugu icin elimde öyle bir sey yok ne yazik ki?” Gördünüz mü?! Peki, neden böyle düşünüyorsunuz?! Yani, nasıl bu kadar kolay ya da rahat “hepsi insan sözü” diyorsunuz?! İnsanlar ateist olduklarında, teistlerden farklı olarak insan sözü ile insanüstü sözü otomatik ayırt etme melekesi mi kazanırlar…?! Bu nevi ifadelerin akli ve ilmi bir kıymeti bulunmuyor. Bunların hepsi ZANNİ ve subjektif… “Hakikat nedir bilmem ama BEN öyle ZANNediyorum” derseniz bu daha mantıklı olur. Böylece, sadece kendinizi bağlayacak bir görüş beyan etmiş olursunuz. Biz de “bu onun –onların düşüncesi” diyebiliriz. Böylece, bu nevi zanların TEOLOJİ olmadığının altını çizmiş oluruz. Teoloji, akademik bir disiplindir. Kendi kulvarına uygun usul ve esasları ve de bunların üzerinde yükseldiği GÖRECE objektif bir alanı vardır.

Sonraki tivitlerinizde kendi kutsal kitap beklentinizin çerçevesi hakkında görüş beyan ettiniz: “Kutsal kitap pürüzsüz olmali asla ev asla sühpe birakmamali insanlarin beyninde onu kastettim ben. Ayetler egilip bükülerek yüzlerce ayet yorumu olmamali. Yok burda aslinda söyle demek istemis Allah burda söyle demek istemis ama siz yanlis anliyorsunuz denmemeli?”

Evet, şimdi asıl önemli mevzuya geldik. Asıl üzerinde yazmak istediğim mevzu. Dikkat ederseniz; başlığı “2” diye numaraladım. Çünkü, bu mevzuya dair bir şeyler yazmışlığım var geçmişte… O Twitter notlarımın linklerini yazının sonunda bulabilirsiniz.[1,2,3,4] Biz, sanki onları hiç yazmamış gibi direkt size cevap verelim ve sadece Kurân özelinde konuşalım. Eski Ahit ve Yeni Ahit benim alanım değil. Son Ahit (Kurân) üzerinde ise yıllar süren araştırma ve keşiflerim bulunuyor. Keşif kelimesini neden kullandığımı merak edenler, blog adresimi inceleyebilirler…

Sorunun kutsal sayılan kitaplarda olduğu ve bu yüzden tıpki insan sözü/görüşü olan anayasalar ya da kanunlar gibi tekrar tekrar ve de farklı farklı yorumlara açık hale geldiği yönündeki görüş -kimden gelirse gelsin- bir önerme ve ihtimal olarak değerlendirilmelidir. Biz de öyle yapacağız.

Buna göre…

1- Kurân’ın 14 asır boyunca ve sonra –bugün- bütünlüğü, nesiller boyunca sağlam bir zincirle -İncil ve Tevrat’tan farklı olarak- bize kadar intikal ettiği hususu –bazı marjinal kalemler hariç- her uzman adres tarafından kabul edilmektedir. Bu vaziyet, Kurân’ın iddiasına paraleldir. Çünkü, Kurân diğer ilahi mesajlardan farklı olarak, kapatılan peygamberlik kurumunun ikamesi olmuştur. Tahrif edilen, kaybedilen, çarpıtılan mesajların telafisi/tedavisi/tamiri gelen yeni nebiler/rasuller tarafından yapılırken; artık yeni nebi gelmeyeceği/gönderilmeyeceği için mesajın KORUNMUŞ olması, mevzunun kendi mahiyeti ve mantığı içinde şarttır. Aksi takdirde, yani peygamberlik kurumu “tatil” edilip; son mesaj da tahrifata karşı korunmayacak olsaydı bütün TEOLOJİ çökerdi.

2- Son ilahi mesajın korunmuşluğu METİN düzeyinde olmuştur; insanların yorumlayışları düzeyinde değil… Eline fırsat geçtiğinde, dîni kendi dünyevi çıkarlarına hizmet edecek kullanışlı bir malzeme olarak gören ve inanmış gibi yaptığı kutsal metinleri tahrif etmekten çekinmeyen insan profili; metni tahrif edemediği Kurân döneminde yeni bir yöntem (!) bulmuştur: Çembere almak; kuşatmak…

3- Maalesef, ilk fiilî kuşatma Efendimin vefatından 50 yıl sonra, gelecek 1350 seneye yön verecek derecede derin bir kırılma/sapma getirmiştir. Hilafet saltanata dönüştürülmüş; Hz. Ömer’in, Hz. Osman’ın, Hz. Ali’nin suikastlerle şehit edilmelerinden sonra, peygamberimin torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin de şehit edilmişlerdir. Bütün bunları, kendisini MÜSLÜMAN sayan insanlar yapmıştır. Bu tam anlamıyla İslami kılıf geçirilmiş bir irtidat/irtica projesidir.

4- Bugün elimizde bulunan ve Kurân’ı daha iyi/doğru/fazla anlamak yolunda müracaat ettiğimiz hadis kitapları ve tefsirler başta tüm diğer kaynaklarımızın en yaşlısı 1200 yaşındadır. Dolayısıyla, Kurân’la ve Rasulullah ile aralarındaki zaman farkı minimum 1,5-2 asırdır. Bu arada, Rasulullah’ın torunlarına bile kıyan bir irtidat/irtica siyasetinin dîni kendilerine benzetmek için süte (Kurân) su (diğer kaynaklar) katmış olabilecekleri ihtimali -İslam ümmetinin içine düştüğü hizipleşmeye ve mezheplere bakılırsa- çok kuvvetlidir. Bununla beraber, öze (Kurân’a) dönüş yolunda, diğer kaynakları topyekün çürüğe ayırabilecek bir lükse sahip değiliz. Hâlen daha diğer kaynaklara ihtiyacımız devam ediyor. Çünkü, geçen 1200 senede geliştirdiğimiz İslam teolojisinin yönü, diğer kaynakların sunduğu/verdiği malumat üzerinden Kurân’a doğrudur. Usul ve erkân (metodoloji) böyle kurgulanmıştır. Bu durum ise, dışarıdan bakıldığında Kurân’ın faklılıklara/hiziplere/mezheplere yol açtığı şeklinde yanlış bir izlenim doğurmaktadır.

5- Oysa, Kurân’ın nâzil olduğu devir başta geleceğe de yeterli olmak gibi NÜBÜVVET İKAMESİ bir misyonu ve de bu misyonu gerçekleştirecek mucize bir tasarımı vardır. Kurân’ın iddiası budur; teolojik mahiyet ve mantık içinde yeni nebiler gelmeyeceğine göre böyle de olmalıdır.

6- Peki, gerçekten böyle midir?! Sual bu kadar büyük olursa, buna az zamanda ve kısaca cevap vermek zorlaşır. Fakat yine de, sadece bir ÖRNEK üzerinden cevap vermeyi deneyeceğim. Umarım; anlatamadığımız sayısız şeyin hülasası olarak –okurlar için- yeterli ve aydınlatıcı olur…?!

7- Japon asıllı, Amerikalı meşhur teorik fizikçi Michio Kaku, Giordano Bruno (ö. 1600) hayranıdır.[5] Parallel Worlds isimli eserinde ve bir çok konuşmasında Bruno’ya, dehasına ve acıklı sonuna atıfta bulunur. Kaku, Bruno’ya ait satırları kitabında alıntılarken, onun görüşlerini bir tv röportajında paralel evrenler/dünyalar çerçevesinde yorumlar.[6] Kaku’ya göre, Bruno’nun Kilise tarafından yakılarak öldürülmesindeki sebep, onun başka dünyalardan bahis açmasının Kilise tarafından, başka İsa’lar, başka papaların da varlığı şeklinde algılanmasıdır. Bruno tam olarak bunu mu söylemek istedi; Kilise Bruno’yu böyle mi anladı; Kaku, Bruno’yu ne kadar doğru anladı bilmiyorum. Ancak, bildiğimiz bir şey var ki Kaku alanında çok ileri ve saygın bir isim… Bizim için masalsı görünen paralel dünyalar bahsi ise, fazlasıyla ciddi bilim insanlarının gündemindeki ciddi başlıklardan…[7] Ancak, bu seyirde pek bilinmeyen, Kaku’nun da duymadığı çok acayip bir tarihi detay var… Peygamberimin amcası Hz. Abbas’ın oğlu İbn Abbas’a ait, eski tefsirlerimize intikal etmiş bir görüş…[8] Neye dair…?! Paralel dünyalara dair dersem ve de İbn Abbas’ın miladi 687’de vefat ettiğini ve Bruno’dan 900 sene önce yaşadığını da hatırlatırsam ne düşünürsünüz?! Kaku duysa; acaba ne düşünür?! İbn Abbas imzalı olarak nakledilen bu rivayet, Bruno’nun sözlerinden/görüşlerinden tereddüt bırakmayacak derecede daha net ve bizlere bugün bile “olur mu öyle şey” dedirtecek seviyede şaşırtıcıdır. Peki, ne demiş İbn Abbas ve neye dayanarak demiş…[9] Kurân’a (Talak: 12. âyete) dayanarak ve oradaki “7 semâvata PARALEL(misl) arzlar yaratıldığı” şeklindeki ibareyi tefsir/tevil sadedinde şöyle demiş, İbn Abbas: “Yedi ARZ (earth) demektir. Her arzda nebiniz (Hz. Muhammed) gibi bir nebi, Âdem gibi bir Âdem; Nuh gibi bir Nuh; İbrahim gibi bir İbrahim; İsa gibi bir İsa vardır…” …?!?!?!?! [10] Peki, bilim dünyasında bunu, buna benzer şekilde ilk olarak kim ve ne zaman bir hipotez olarak ortaya atmıştır?! Cevap: 1957’de Amerikalı fizikçi Hugh Everett III… [11,12] Bugün, artık benimsenen Çoklu Dünyalar teoreminin o yıllarda fizik dünyasında dışlandığını; ama İbn Abbas’ın Everett III’den 1270 sene önce böyle akıl almaz bir gerçekliği Talak Suresi 12. âyete dayanarak beyan ettiğini duymak/bilmek bize Kurân hakkında tam ve somut olarak ne anlatır?!

8- Müslümanlara şunu anlatır: Kurân’ın çevresinde diğer kaynaklar tarafından bir kuşatma vardır; ancak bunların hepsi çöpe atılacak cinsten değildir. Ya hep ya hiç mantığı sakıncalıdır. Peygamberimizin kuzeninin, bilimin ancak şimdi gündemine giren büyük bir astrofizik gerçekliğe Kurân’a dayanarak intikali, Kurân’ın mucize bir söyleyişinin ve bilgileri şifreleme tasarımının bulunduğunu gösterir. Kurân, İbn Abbas ile konuştuğu gibi bizimle konuşmuyorsa; bizde ne sorun vardır; buna odaklanmalıyız. Bilimsel tefsire karşı çıkan ilahiyatçılar; kendilerini, düşüncelerini İbn Abbas’tan utanarak gözden geçirmelidirler.

9- Dinler ve özelde İslam karşıtı adreslere ise şunu anlatır: Kutsal kitapların nasıl olması gerektiği ve onlardan istifade etmeye çalışan donanımlı insanlara (Ör. İbn Abbas) neler kazandıracağı konusu ağır ve derin bir mevzudur. Bu alanda, her şeyi duymuş/biliyor ve yalayıp yutmuş gibi buyurgan takılmayın. Karşınıza her an, İbn Abbas’ı Everett’e ve de Michio Kaku’ya bağlayan türden akıl almaz bir sır çıkabilir. İslam toplumlarının ve müslüman bireylerin Kurân’ı bilme/anlama yetersizlikleri ile İslam’ı yaşama kusurları, zannettiğinizin aksine Kurân’dan değil de Kurânsızlıktan kaynaklanıyor olabilir… Meal okumak; Kurân’ı kâmilen okumak ve anlamak değildir. Kurân’a dair yüzeysel bir anlama teşebbüsüdür sadece… Talak Suresi nasıl sadece boşanma hukukundan bahsetmiyorsa ve İbn Abbas’a göre paralel dünyalara bile işaret ediyorsa; MESED Suresi de sadece Peygamberimin amcası Ebu Leheb’e lanet içermiyor; bundan çok fazlasını anlatıyor olabilir. Bu münasebetle, Kurân’a donanımsız olarak baktığınızda ve okuduklarınızı “saçma sapan” diye yaftaladığınızda, Bruno’daki bilimi saçma ve tehlikeli gördüğü için yakan Kilise refleksi ve bağnazlığıyla hareket etmiş olursunuz. Kilisenin bilim karşısında düştüğü büyük hataya; dinler ve özellikle son mesaj (Kurân) karşısında düşmeyin… Din ve bilim birbirinin ikamesi olamayacak şeylerdir.

Bülend Sungur
21 Mayıs 2016
www.kuranizeka.com

1 http://www.twitlonger.com/show/n_1s3m2sn
2 https://twishort.com/Yzxec
3 https://twishort.com/2LYgc
4 http://www.twitlonger.com/show/n_1snu9i9
5 https://tr.wikipedia.org/wiki/Giordano_Bruno
6 https://www.youtube.com/watch?v=FS_H9vMHoWU
7 http://www.internethaber.com/paralel-evren-kesfedildi-bomba-aciklama-1484017h.htm
8 https://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_bin_Abbas
9 http://almadinainstitute.org/blog/ibn-abbas-and-nasas-discovery-of-new-worlds/
10 http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=65&ayet=12&e=e
11 http://www.fizikist.com/gecmisten-gunumuze-paralel-evrenler-teorisi/
12 https://en.wikipedia.org/wiki/Hugh_Everett_III


via Twishort Web App

Retweet Reply
Made by @trknov